Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül..! gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül
24/2/2008 - GÖNDERİLMEMİŞ MEKTUP -2
saat gecenin üçü... sen yatağında şimdi uyurken ben sana mektuplar yazıyorum... denizin orta yerinde çaresizken sığınacak limanlar aramaktayım ve ben senden kopmaktayım... duyabiliyormusun feryatlarımı çığlık çığlığa kalmış suskunluklarımı duyabiliyormusun neden suskunluklara boğulduğumu gözlerimin sana nasıl esir olduğunu kalabalıklar içinde yalnızlığın ortasına düştüğümü ruhumun kanatlarının kırıldığını biliyormusun? TUT ELLERİMDEN SEVDİĞİM YOKSA YANLIZLIĞIN GİRDABINA DÜŞECEĞİM... sen bilmiyorsun sevdiğim sensizken yüreğim kaç defa sürüklendi bedenim kaç kurşun yedi ne ızdıraplar yaşadı ruhum ve kaç depremin enkazını taşıdım sırtımda bilmiyorsun... yavaş yavaş bi hiçliğe sürükleniyorum gözlerinin önünde GÖRMÜYORSUN... oysa yazacak öyle güzel düşlerim vardıki yanlızlıklarımı değil, kalabalıkları korkuları değil mutlulukları güzleri değil baharları yazacaktım sana... küçük bir çocuğun gülüşlerinden yansıyacaktı dizelerim sen şimdi sıcacık yatağının keyfini çıkarırken ben sensizliğe ve sessizliğe isyan edeceğim ağlamak değil niyetim senide ağlatmak değil bunu bilesin sadece... sadece hayellerime ve düşlerime dokunmasın kimsecikler. ben sensiz ve yalnız senin hayalini yaşamak istiyorum.. canım benim.. ne çok mektuplar yazdım sana ne çok dertleştim seninle kara gecelerde odamın her duvarına hayalini çizdimde anlattim sana bütün özlemlerimi hasretlerimi... insan zamanla yaşadıkça anlıyor içindeki yangınları ve insan anladığı kadar yanıyormuş... ne çok yanmışım senden sonra ne çok fırtınalar görmüşüm sen benim tek limanımdın ne zaman bir fırtınaya tutlsam senin gelmeni beklerdim hep alabora olmadan... kaç zaman geçti gözlerine son defa hasretle bakışımın.. kaç defa gelmedi o hayalini kurduğum baharlar bırak beni sevdiğim bırak beni kendi yanlızlığımla, korkularımla. hayallerimle başbaşa sen kendi baharlarını yaşa, farzetki ben yanındayım... bende en deli kışlarımı yaşıyayım sensiz.. sen sıcacık yatağında uyu en derin ruyalar içinde bende en sancılı gecelerimi yaşıyayım gene... neden yazıyorum anlamsız bu satırları sana hala? neden hala içimi acıtıyorum bilmiyorum ama senden yana ne varsa sarıyor tüm benliğimi her satırın köşe başında seni yaşıyorum, sana ağlıyorum
Akgün...
Bir rüyamıydı yoksa gerçekmiydi
tek bir kurşunmuydu seni benden acıtarak koparan...
sevgili blogcu dostlarım.. rahatsızlığımdan dolayı bi süre daha sizleri ihmal edeceğim.. kardeşimi de askere gönderiyoruz hepinizden özür diliyorum.. en kısa zamanda aranızda olacağım inşallah.. dualarınıza ihtiyacım var kendinize çok iyi bakın hoşçakalın... giderken sizlere çok güzel bir şarkı bırakıyorum...
içinde küçük küçük mutluluklar olan, kuşların, böceklerin, çiçeklerin varolduğu bir masal olsun ama...
bana bir masal anlatın şimdi içinde çocukluğum olsun.. çocukken uçurttuğum uçurtmalar, sallandığım salıncaklar oynadığım oyuncaklar olsun...
bana bir masal anlatın şimdi içinde cinler periler olan.. bir varmış bir yokmuş diye başlayan.. annemin saçımı okşayarak anlattıklarından olsun.. hayal kurabileceğim bir masal olsun...
bir masal anlatın bana içinde hiç korku olmasın uyuduğum zaman kabuslar görüp sancılarla uyanmıyacağım bı masal olsun..
bana bir masal anlatın şimdi.. öyle bir masal olsunki ama hayallerime, ümitlerime kavuşabileyim... öyle bir masal anlatınki bana geçmişteki korkularımdan eser kalmasın...
Akgün...
Öyle güzel gülüşlerim vardı ki çocukken ve anlıyorum ki büyümüşüm istemeden...
Ahhh istanbul... Nelere tanık oldu çıkmaz sokakların Neler gördü karanlık gecelerde loş ışıkların Kimi zaman bir cinayete Kimi zaman bir ihanete Kimi zaman bir yıkılışa Kimi zamanda bir aşka! Herkes seni bir şekilde suçlar oldu Bir zamanların taşı toprağı altın olarak anılırdın Şimdilerde ise ahlara sebep oldun... Senin için şarkılar bestelendi değişik makamlardan Kimi zaman şiirler yazıldı acı içinde kalan Bazende mektuplar Ben seni sevdim İstanbul Bana acı çektirsende Hasret, özlem uyandırsanda içimde Ben seni sevdim Senin eşsiz güzellikteki mekanlarının içinde Düş bahçelerinde gezmek Gizli sevdamla kaçamak buluşmalar yapmak hayalimde Kaldırımlara yağan yağmuru seyretmek Her düşen damlada gizli sevdama ağlamak Beni acıtıyorsun be İstanbul... Acıtsanda seviyorum işte
sessiz çığlıklar içinde boğulurken ben şiirler okumayacaktın bana şarkılar fısıldamayacaktın kulaklarıma
ve bütün bunlardan sonra beni yaralamıyacaktın sözlerinle... tokat gibi çarpmayacaktın suratıma geçmişi
evet... hayat gene herşeye rağmen devam ediyor... biraz daha kırgın biraz daha acı ve biraz daha yorgun...
artık kapattım yüreğimin kapılarını yeni gelecek olan aşklara, acılara, hüzünlere kilitlerini dipsiz kuyulara attım hep bir umuttur diye tutunduğum aşk...
hoşçakal
Akgün...
hasret bir rüzgar, kapı kapı aralar geçer; gördüğüm her güzel şey beni yaralar geçer...
küçük bır kız çocuğuyken bezden bebeklere sardım umutlarımı hepsi de beyazdı umutlarımın... şimdi büyüdüm masal kahramanlarına hediye ettim umutlarımı gel hadi tut elimden geri alalım umutlarımızı karanlıklar bizi bulmadan ayrılık bizi vurmadan... kader bizi ayırmadan...
Akgün...
Sağır ve dilsiz bir ben kalırmışım gözlerinin karşısında